BAŞARILI SPİKER VE SUNUCU DİLARA KARACA “SUNUCULUK YAPMAK ÇOCUKLUK HAYALİMDİ…”

Çocukken eline geçen her şeyi mikrofon yapan ve mesleğine olan aşkını ilk günkü gibi yaşayan sevilen sunucu ve spiker Dilara Karaca, mesleğindeki yolculuğu gerçekleştirdiğimiz keyifli röportajda anlattı…

0

Sizi daha yakından tanımak istiyoruz. Bize kendinizi anlatırmısınız?

Bundan 33 yıl önce aşık oldu ğum şehir, İzmir’de doğmuşum. Annem ve babamın ayrılığı dolayısıyla çocukluğum ve gençliğim “aşkkent” ve başkent arasında geçti. Hacettepe Üniversitesi’nden mezun oldum, üniversite hayatım süresince Ankara’daki çocuk esirgeme kurumu ve çeşitli huzurev lerinde gönüllü olarak çalıştım ve mesleğime de Ankara’da başladım. Geçen sene, sevgili eşimle, kızlarımızı; vapurda martılara gevrek atarak, denizin ve doğanın tadını çıkartarak, Ege insanının sıcacık samimiyetiyle büyütme kararı alıp, memleketim İzmir’e taşındık.

Ruhumu sorarsanız, dünyanın mayasının sevgi olduğuna inanırım hep. Hayallerin bir niyet kadar yakın olduğuna, gülümsemenin dünyanın ortak dili olduğuna, doğadaki ve kalplerdeki sihire inanırım. Yaratanı ve böylece kendini ve her canlıyı sevmenin, şefkat etmenin şifasına inanırım… Bir de pembeye…

Sunuculuk ilk hayaliniz miydi? Çocukken yapmak istediğiniz meslek hangisiydi?

Evet, ilk ve tek hayalimdi. Çocukken elime geçen her şeyi mikrofon yapar, çoğu zaman masanın üstüne çıkıp kendime bir sahne yaratır ve ailemi karşıma dizip saatlerce ko nuşurdum. Bir de gazeteleri okurdum baştan sona ayna karşısında, değişik seslerle. Birinci sınıftan itibaren okullarda da mikrofon hep bende olurdu.

Bugüne geldiğimizde pişmanlığınız var mı? İyi ki sunucu-spiker olmuşum diyor musunuz?

Kocaman “iyi ki” diyorum hem de… İç sesi nizi dinlediğinizde, aşkla yürütüyorsa sizi bir şeye, sonucu yine aşk oluyor. Bir gün bir kız mikrofona aşık olmuş ve benim masalım da böyle başlamış.

JPG_1273

Kariyer maceranız nasıl başladı, neler yaptınız?

Eğitimimi tamamladıktan sonra sunumlara önce kürsüyle başladım. Ankara’da, özellikle protokol sunumuyla ilgili büyük bir mecra var haliyle. İngilizce olarak da sunum yapı yorum. Böyle böyle hem deneyim kazanma ya hem de ismimi duyurmaya başladım. Daha sonra ilk TV programım olan “Güzel Ülkemin Güzel İnsanları” geldi. Hem hazırlayıp hem sunuyordum. Dünyaya güzellikler katmış ancak saklı kalmış insanlarımızı bulup hayat hikayelerini anlatıyordum Türkiye’yi gezerek. Daha sonra radyo masalım başladı. TRT An kara Radyosu’nda, gazete haberlerini aktarıp ardından konuk alıyordum. Günaydın Ankara Programı bana Kırmızı Türk Spikerler Plat formundan “Yılın En İyi Çıkış Yapan Radyo Spikeri” ödülünü getirdi. Dört yıldır Tek Rumeli TV’de “Kültür Kerva nı” programını sunuyorum. Yine Türkiye’yi ışıklı şehirlerinden ücra köylerine kadar gezerek hem müthiş kültürünü hem de farklı hayatları anlatıyorum. Aynı zamanda o farklı hayatları kendi hikayeme katıyorum, sevgiyle açılan kapılar biriktiriyorum gittiğim yerlerde. “Yılın En İyi Kültür Sanat Programı Sunucusu Ödülü” de Kültür Kervanı ile geldi. İzmir bana TV35 ekranlarında “Minik Yolcu” programını hediye etti. Hamilelik, emzirme, bebek sağlığı ve bakımı, koruyucu ailelik, yoga, nefes, pilates, doğum yöntemleri ve daha pek çok konuyu ele alıyoruz alanların da uzman konuklarımla.Türkiye’me Nazar Değmesin temalı bir Türkiye tanıtım klibi çektik Solo Film ile. Rize’den Mardin’e uzanan bir yolculukla Türkiye’nin her biri eşsiz bir çok şehrinde çekimler yaptık. Her yeri çıplak ayakla gez dim. Büyülendiğim şehirlerde büyülendiğim manzaralarla dolu bir klip oldu. Youtube üzerinden Türkiye’me Nazar Değmesin temalı Türkiye tanıtım klibi olarak ulaşabilirsiniz.

Sektörle ilgili olumlu konuşan tek kişi bile neredeyse yok gibi. TV dünyasının içinde bulunduğu durumu siz nasıl değerlen diriyorsunuz?

İnternet devrine geçtik artık. Bütün gün heyecanla programın başlaması için bekle meler, mısırları, çiğdemleri alıp TV önüne toplanmalar bitti. Şeker Kız Candy’i bekledi ğimiz yılları hatırlıyorum arkadaşlarımla bir de kardeşimle Çılgın Bediş’i beklerdik öyle. Hele de yılbaşları TV’siz geçmezdi. Şimdi herkes izlemek istediğine anında ulaşabilmek istiyor. İstediği yerde kesebilmek istiyor, saatlerce reklam izlemek istemiyor. TV sektörü de bu değişime cevap vermek için yöntemler geliştiriyor elbette, çünkü değişmeyen tek şey değişimin kendisi, bu TV için de geçerli. Ama yine de bu sektörün bir şekilde hep var olacağını düşünüyorum.

Ekran önü oldukça ışıltılı bir yer. Öyle algılanıyor çok sayıda insan tarafından. Arka planı için de aynı şeyi söyleyebiliyor musunuz?

Arkası da önü de aynı aslında. Birinde işini yapıyorsun, birinde işini görüyorsun. Bütün gün çekim yapıyorsun bazen iki saatlik program için, bu anneannemin bütün gün misafire mantı açıp o mantının yarım saatte bitmesine benziyor. O yemeğin afiyetle yenmesiyle programın zevkle izlenmesi aynı şey. Zorluk olarak görmüyorsun arka tarafı da.

2_1

Ekran önünde olmanın size ekstra bir yük getirdiği oluyor mu? Mesela her zaman iyi giyinmek, her zaman bakımlı olmak zorunda hissediyor musunuz kendinizi?

Moda benim için ruhunun milyonlarca yansımasının kumaşlara dökülmüş hali. Hissetmediğin bir şeyi giydiğinde istediğin kadar bakımlı ol, öyle gözükmüyorsun. Hem de her zaman makyajlı olmak yerine sıcacık gülümsüyor olmak moda olmalı.

Beğendiğiniz spikerler arasında kimleri sayabilirsiniz?

Eski TRT spikerlerinden kendime kattığım pek çok şey var. Aytaç Kardüz mesela. Urla’da sunduğum bir festival sonrasında tanışmıştık ve beni gençliğine benzettiğini söyleyerek onore etmişti. Gülgün Feyman sonra. Günümüzde Pelin Çift’in naif sunumunu beğeniyorum. Bir de yabancı sunuculardan Oprah Winfrey’nin kendine has tarzını…

Gelecekte yeni projeleriniz olacak mı?

Şu an YouTube kanalı için eskiden TRT ekranlarında yayınlanan Yüzde Yüz Oto programının çekimlerine başladık. Başvurular arasından seçtiğimiz araçları sevgili Alp Pazarlı ile teslim alıp yepyeni tasarımlarıyla sahiplerine geri vereceğiz. Araçların yenilenme süreci ustalarımızın usta ellerine bırakılacak. Yüzde Yüz Oto’nun heyecanla bekleyen seyircisi bizi de heyecanlandırıyor.

lOyuncuların sunucu olmak gibi bir kaygıları var. Birçok TV programının ve yarışma programının sunucuları oyuncular. Bu durumu nasıl karşılıyorsunuz? “Herkes kendi işini yapsa keşke” diyor musunuz?

Eğer başarıyla yaptığına inanıyorsa ve olumlu tepkiler alıyorsa, neden yapmasın… Bir insan birden fazla mecrada başarılı olamaz diye bir şart yok ki. Ama samimiyetten uzak, diksiyona önem verilmeyen, sadece estetik ve şöhret kaygısı taşıyan sunumlar gördüğümde üzülüyorum.

Son olarak sunucu-spiker olmak isteyen milyonlarca genç insan var. Onlara neler tavsiye edersiniz?

Önce kalplerine sorsunlar, ‘Ben bu işi aşkla yapabilir miyim?’ diye. Cevap evet ise eğitimle beraber bol bol kitap okuyarak başlamak lazım. Ne kadar çok okurlarsa, kelime hazneleri de bilgi hazneleri de o kadar geniş olur. Sesli okumalar ve doğaçlama konuşma çalışmaları yapsınlar, kendilerini görsünler, gördükçe daha fazlasını katabilmek için. Mümkün olduğunca topluluk önünde söz almaya çalışsınlar ki mesleğe geçiş yaptıklarında aşinalıkları olsun. Bir de inansınlar kendilerine; kendilerini olmak istedikleri yerde görsünler ve bütün kalpleriyle koşsunlar hayallerine.

Bize en son neler söylemek istersiniz?

Keyifli söyleşi için size, bu güzel kombinim için de modacı Ayzer Yorgancıoğlu’na teşekkür ederim.


Bir Cevap Yazın