Ayşe Engin: “Bence mutlu evliliğin sırrı, iki tarafın da haddini bilmesinde gizli”

Futbol ve televizyon dünyasının çok yakından tanıdığı bir isim Sinan Engin. Beşiktaşlı olmasına rağmen tarafsız ve doğru yorumlarla diğer bütün takım taraftarlarının da sevgisini kazanmış bir spor adamı o… Biz onu futbol kimliğinin haricinde; eşine, çocuklarına ve ailesine çok düşkün bir baba olarak da tanıyoruz. Eşi Ayşe Engin aslında yıllardır cemiyet hayatının tanıdığı bir isim ama onu evlendikten sonra çok fazla medyada göremez olduk. Ayşe’ye röportaj isteğimi ilettiğimde bana, “Benim öyle anlatacak çok fazla şeyim yok benden sıkılırsın” dedi. Ama benim onu yakından tanımam ve okuyucuma tanıtmam için sebeplerim vardı. Mevlana, “Gül verenin elinde gül kokusu kalır” demiş. Ayşe Engin de tam böyle biri. Sevgisi etrafındaki herkese yansıyor. Böylece Ayşe Engin’le İstanbul’a dönmeden önce yazın son günlerinde Çeşme’deki evinde buluştuk ve ortaya aile hayatlarına dair çok güzel bir röportaj çıktı.

Ferah Sancak, Ayşe Engin-divamagazin

Genelde evliliklerin çok kısa sürdüğü bir devirde yaşıyoruz. Ama sizin Sinan Engin’le 21 senedir süren mutlu bir evliliğiniz var bunu nasıl başardınız?

Bence mutlu evliliğin sırrı, iki tarafın da haddini bilmesinde gizli. Aslında hayatta da öyle değil mi? Herkes haddini bilirse saygısızlıklar, gereksiz müdahaleler ve anlamsız yarışlar son bulur. Kulağa basit gelse de çok önemli bir şeydir haddini bilmek. Onun içerisinde gücün ötesine geçmemek vardır, ölçü bilmek vardır. Ki bunlar birlikteliğin kilit noktalarıdır bence. Biz Sinan’la 21 yıldır evliyiz. 21 yıl… Dile kolay geliyor ama ömrümün çok uzun bir bölümü, kendimi tanıma yıllarım, kendi farkıma varma zamanlarım, olgunluğum, anneliğim, kadınlığım kısacası hayatımın neredeyse yarısı onunla geçti. Biz çok kısa bir zamanda evlenmeye karar verdik zaten birbirimizi tanıyorduk ama aklımın ucundan geçmezdi evleneceğimiz. Bir arkadaşımın yanında Sinan’ı gördüm durup dururken bana “Evlenmeyi hiç düşünmüyorum ama evlensem evlensem seninle evlenirim” dedi ve biz 2 ay sonra evlendik. Geçirdiğimiz 21 sene zarfında bu hızlı karar için bir gün bile pişman olmadım. Ama bu demek değil ki her şey şeker gibi, mutluluktan pembe bulutlar, kalpler uçuşuyor falan… Yok öyle bir dünya. Anlaşmazlıklarımız tabii ki var. Ben çok fevriyim mesela; kafamı bir şeye taktığım an son söyleyeceğimi en başta söyler, işin içinden çıkarım hiç uzatmam. Bu durumda kırıcı olduğum zamanlar da çok olur. Sonradan anlarım ama, “O düşünce aklımda durup beni yiyeceğine, karşımdaki düşünsün” der söylerim. Sinan bana, “Seni idare ediyorum ya yüz kere hacca gitmiş kadar sevabım var” diyor. Ne mutlu bana ki ona sevap kazandırıyorum, daha ne olsun…

Peki medyatik ve göz önünde olan bir insanla evli olmak zor değil mi?

Valla benim için zor bir tarafı yok. Hatta eşini kolay takip etmek isteyenler açısından çok avantajlı bir durum. Herkese öneririm… Çünkü sosyal medya sayesinde her saniyesinden haberim oluyor. Şükürler olsun evli insanların yükünü hafifletti sosyal medyacılar. Ben medyatik tarafı olmayan bir insanım. Bu da benim kendi tercihim. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki sabah erken kalkan gün içerisinde meşhur oluyor. Ertesi günün gazetelerine manşet olmak o kadar kolay ki artık. Yaptıkları sivri açıklamaların, koydukları garip resimlerin ekmeğini yiyor insanlar. Benim başka insanlara, başka hayatlara karşı hırslarım ve yarışlarım yok. Bu yarışlara girenlerin hayatlarını çok yorucu ve anlamsız buluyorum.

Ayşe Engin, kızı Elif-divamagazin

Sinan Engin’in televizyon programlarını seyrederken ne hissediyorsunuz?

Eşim bu kadar işin içinde olmasına rağmen televizyon programını hiç seyretmem. Çünkü geriliyorum, telaşlanıyorum bir de futboldan hiç ama hiç anlamıyorum ve sevmiyorum. Ben hayatımda sadece bir kez maça gittim, o da 100. yıl şampiyonluğu idi. Maç başlamadan önce Sinan sahaya bir çıktı; tribünler inliyor, kıyamet kopuyor, “İmparator” diye tezahürat yapılıyor. Ben şoka girdim. Evden sabah çıkan Sinan’la sahadaki Sinan arasında bir bağ kuramadım. Ve kendi kendime dedim ki “Bu sevgi çok fazla ve abartılı. Bunun bir de tersi var. O sevginin nefrete dönüşmesi, tezahüratların yerini küfürlerin alması bir maç kaybetmeye bakar. İyisi mi ben hiç bilmemiş, görmemiş ve duymamış olayım…” O günden sonra Sinan’ın işiyle hiç ilgilenmedim. Ne maça gittim, ne televizyon programını seyrettim. Benim dünyama çok yabancı bunlar.

Sinan Bey, bildiğim kadarıyla Trabzon’un Maçka ilçesinden… Karadeniz erkeği ile geçinmenin zor olduğu söylenir, sizce nasıl?

İnsanın geldiği yer değil, olduğu yer önemli benim için. Karadenizli, İstanbullu, doğulu, batılı hiç fark etmez. Sınırların kalktığı bu zamanda adam olmak için dünyalı olman yeterli. Ben Sinan’ın vicdanını, insanlara yaklaşımını, sert görüntüsünün altındaki yumuşak kalbini, kimsenin tahmin edemeyeceği kadar çocuk taraflarını, eğlenceli yanlarını, bana olan bağlılığını ve iki çocuğuna olan babalığını seviyorum. İnsanın nereden geldiği değil, nereye vardığı önemli.

Ayşe Engin-divamagazin

Sinan Bey’le bir kızınız var, Elif. Peki annelik üzerine de konuşalım mı biraz?

Orası tüm suların durduğu yer en yumuşak karnım. Hayatımda annemden, babamdan, eşimden, hatta kendimden bile çok sevdiğim varlık kızım. Ben hem kolay hem de çok zor bir anneyim. Kolayım; bir evladın isteyebileceği her şeyi veren bir anneyim. Ben Elif’in asistanı gibi yaşıyorum hayatımı. Zorum; çünkü mükemmeliyetçiyim, bu da Elif açısından zor. Çok fazla kuralcı ve disiplinliyim. Benim babam istikham albayı idi, vefat ettiği sene Gösteri Tatbikat Kıtaları komutanıydı. Bu yönlerimi asker kızı olmama borçluyum. Onun genlerini fazlasıyla taşıyorum. Ben Elif’i hayatımda bir kez bıraktım ve Newyork’a tatile gittim, uçaktan indim, ateşlendiği haberini aldım. Doktorunu aradım bana “Bir şeyi yok. Sen gittin ya psikolojik ateşlenmiş” dedi. Ertesi gün Türkiye’ye geri döndüm ve ondan sonra onsuz hiç bir tatile gitmedim. Benim kızım çok başarılı bir genç. Bunda benim de payım çok büyük, bunu kimse inkar edemez. Elif Galatasaray Lisesi mezunu. Şimdi de Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 3. sınıf öğrencisi. Elif üniversite sınavlarına hazırlanırken, ben iki sene evden çıkmadım. Onunla beraber yattım, kalktım, yedim, içtim, ders çalıştım. Sonuç tam istediğimiz gibi oldu. Cefa çekmeden sefa olmuyor maalesef. Şimdi o benim gurur kaynağım, mutluluk sebebim, heyacanım, sevinç gözyaşlarım.

Sinan Bey nasıl bir baba ve Elif’le ilişkisi nasıl?

Ben her erkeğin bir kızı olsun istiyorum. Olsun ki kadına nasıl davranılması gerektiğini öğrensin. Kız çocuğu sahibi olmak benim şansıma oldu. Ne zaman Sinan’la çatışsak “Kızına yapsalar ne yapardın?” diyorum, hemen yelkenleri suya indiriyor. Sinan kızına inanılmaz düşkün bir baba. Ebeveynlik anlamında beni sollar. Bizim bazen kavga sebebimiz oluyor Elif. Çünkü ben daha katıyım, Sinan ise kıyamayan taraf. Elif 20 yaşına gelmesine rağmen her sabah o kalkmadan önce yatağına girer birlikte yatar öpüp koklayıp uyandırırız onu. Sinan’ın en sevdiği şey “Eee… anlat bakalım avukat hanım” deyip Elif’le sohbet etmek. Bu arada, baba-kız bana karşı muhalefet olmaya bayılırlar.

Elif’in, abisi Oğulcan ile çok güzel bir ilişkisi var, bunu nasıl sağlıyorlar?

Elif ile Oğulcan öz kardeş. Onlar aynı babanın çocukları, aynı kanı taşıyorlar, aynı genlerden geliyorlar. Tabii ki birbirlerini sevecek, sayacak ve kollayacaklar. Ben Oğulcan’ı tanıdığımda henüz sekiz yaşındaydı. Acayip fırlama ve sevimli bir çocuktu, onu sevmemek imkansızdı. Biz onunla birbirimizi sevmek için bahaneler bulmadık, zoraki bir araya gelmedik, birbirimize yalandan sevgi gösterileri yapmadık. Ben Sinan’la evlendiğimde Oğulcan’a, “Senin annen olamam. Çünkü senin mükemmel bir annen var. Ama senin arkadaşın, dostun, sırdaşın ya da ablan olabilirim, sen seç” dedim nitekim öyle de oldu.

Geçenlerde Oğulcan’ın annesi Seda Sayan’la ilgili Instagram’da yaptığınız Anneler Günü paylaşımınız beni çok etkiledi. Kıskançlıklar, yapmacık klişe sözler yok. Samimi, duygu dolu bir yazı… Aranızdaki ilişkinin boyutu nasıl ki ortaya böyle güzel bir yazı çıktı?

Bu soru bana çok soruluyor… Benim Seda ile görüşmem kadar normal bir şey yok. Birbirimize düşman olup birbirimizin arkasından atıp tutsaydık insanlar rahatlayacaktı. İstenilen bu, ama bir tek doğru var ki o da bizim yaptığımız. Biz iki kardeşin anneleriyiz. Çocuklarımızı birbirine bağlı iki kardeş olarak yetiştirirken, birbirimizi görmezden mi gelecektik anlayamıyorum… Zamanında Sinan’la evlenmişler, anlaşamamışlar ve ayrılmışlar. Bu birliktelikten aslan gibi bir evlatları olmuş. İkisi de oğullarına düşkün mükemmel birer ebeveyn. Şimdi ortada bu gerçekler varken bunları görmezden mi gelecektim? Yok mu sayacaktım? Kimse kusura bakmasın ama ben o kadar cahil olamam. Asıl bu dengeyi sağlayamayıp birbirlerinin ve çocuklarının hayatını zindan eden insanlar cahil.

Annelik dışında hayat nasıl gidiyor?

Elif ilkokula başladığında ben de çalışma kararı aldım. Arkadaşım Senem Çapa ile birlikte pazarlama iletişimi ve reklam konusunda Türkiye’nin önde gelen markalarına danışmanlık yaptık. Altı yıl çok yoğun bir şekilde çalıştım. Çok güzel projelere imza attık. Mesela rahim ağzı kanseri aşısı Türkiye’ye ilk geldiğinde farkındalık kampanyasını biz yürüttük. HPV’den korunmak için aşılarını yaptıran kadın ve erkekler, aşıların içerdiği HPV tiplerine karşı %100’e yakın bağışıklık kazanıyor. O dönemde basında ilaç firması adı telafuz edilmediği için biz aşının tanıtımını “beyaz fular” etkinliği ile birleştirip farkındalık yarattık. Okan Bayülgen ile çağdaş tiyatro dünyamıza şeklini vermiş 22 ünlü sanatçının siyah beyaz fotoğraflarını çekip ‘Pudra’ adında bir sergi açtık ki bu bence gerçek sanat emektarları adına yapılmış en güzel işlerden biridir. Ayrıca sonra sergi kitap haline getirildi. Sonra Türkiye’nin ünlü bir ayakkabı markasıyla ünlü ve ürün birleştirmesini yaptık ki bu şimdilerde her markanın başvurduğu en kolay proje çeşidine dönüştü. ECelebrity diye tabir ettiğimiz kişilerden ayakkabı tasarlamalarını istedik, firma üretti ve satışa sunuldu, geliri bağışlandı. Kampanya sloganımız, “Şehirli kadınların ayağındaki ayakkabılar köy çocuklarının hayallerine dönüşsün” idi. Yine Türkiye’nin önde gelen mobilya ve yatak firmasıyla üniversiteli mimar adaylarını bir araya getiren yarışmalar düzenledik ve onlara iş imkanları yarattık. Bunlar şu an aklıma gelenler… Daha saymakla bitiremeyeceğim bir çok keyifli işe imza attık.

Sonra Elif’in büyümesiyle seçiminizi ondan yana kullandınız sanırım…

Evet, öyle oldu. Elif büyümeye, dersler zorlaşmaya başladı ve Sinan da yoğun bir çalışma dönemine girdi. Baktık ki Elif çok yalnız kalacak, ben seçimimi ondan yana kullandım. Pişman mıyım? Evet şimdilerde çalışmadığım için çok pişmanım. Ama ortada sevgi ve emekle büyütülmüş ve karşılığı kat kat alınmış bir genç kız var. Bu duyguyu tatmak bana mutlulukların en büyüğünü yaşatıyor.

Faal olarak çalıştığınız bir STK var mı? Yardım kurumları ve projeler ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

Birine yardımının dokunması ya da iyilikte bulunmak huydur, ahlaktır, iyi insan olmaktır. Süslenip püslenip, elbiseler diktirilip, binlerce liralık ayakkabı çanta alıp gece gece gezip, iki dergide fotoğrafının çıkmasıyla yapılan yardım, bana yardımdan ziyade gösteriş gibi geliyor. Bir elin verdiğini öbür el bilmemeli. Ben elimden geldiği kadar maddi-manevi yardımlarımı yapmaya çalışıyorum. Hatta geçenlerde biri iş bulmak için benden ricada bulundu. Ben de Sinan’a söyledim. Sinan bana “Tanımıyorsun bile. Dün bir bugün iki, hemen insanlara iş ayarlamaya çalışıyorsun” dedi. Ben de “Allah boşuna karşıma çıkartmıyor, beni aracı koyuyor” dedim. Elimizden bir şey gelirse ne mutlu bize, en azından duyarsız kalmıyoruz.

Elif de sizin gibi mi?

Kesinlikle… Elif de benim gibi elindekini paylaşmayı seven bir genç. TOÇEV’de ihtiyacı olan öğrencilere her hafta sonu parasız ders veriyor. Şu an dersleri itibariyle fazla çalışamıyor ama Şişli Etfal Hastanesi Çocuk Onkolojisi için bir vakıfla iş birliği içerisinde, onlara tiyatro gecesi düzenledi geliri hastaneye bağışlandı. Vicdanlı ve etrafına duyarlı bir genç. Onun bu huyunu çok seviyorum.

Bu yıl Çeşmeli oldunuz. Neydi sizi Çeşme ye getiren? Neden Bodrum değil de Çeşme?

Ben Çeşme’de ev almakla yarı İzmirli oldum, asıl güzel olan bu. İzmir’i ve Çeşme’yi oldum olası çok severim. Ayrıca çok sevdiğim bir çok İzmirli arkadaşım var. Ev almaya gelince; geçen sene Çeşme’deki Mamurbaba Türbesi’ne gittim ve son derece etkilendim. Orada dedim ki, “Allah’ım bana bu güzelliğin içerisinde bir yuva nasip et” ve dileğim kabul oldu. Türbenin tam alt tarafında Mamurbaba mevkiinde bir evimiz oldu. Bu yaz ilk yazımızdı. Benim için biraz acemiliklerle ve koşuşturmalarla dolu ama çok keyifli ve eğlenceli bir yaz geçirdik. Eşimiz, dostumuz sağolsun her şey çok güzeldi bu yaz. Bodrum’a gelince; benim Bodrum Türkbükü’nde de bir evim var ama hiç gitmiyorum. Eskiden giderdim ama şimdilerde çok Bodrum’cu değilim, beni yoruyor oradaki mesafeler. Çeşme’yi çok daha samimi ve eğlenceli buluyorum. Sinan ve Elif de aynı fikirdeler. Hele Sinan bayılıyor İzmir’e ve Çeşme’ye… Hatta kışın sık sık İzmir’e gelir arkadaş-larını görmeye.

Peki son olarak hayata dair bir kaç cümle alsak…

Ben elime geçen kitapları rastgele yerinden açar o sayfayı okurum. Oradan bana bir mesaj geleceğine inanırım. Geçenlerde bir kitabı iki kere açtım ve kalın kitapta iki seferde de aynı sayfa açıldı önüme. Sayfada kısaca şu yazıyordu: “Zaten her şeyin gelip geçici olduğunu biliyorsun. Bu gün var yarın yoksun. Neden bu telaş, bu koşuşturma, bu hırslar, bu hazlar. Yavaşla sadece yavaşla…” Ve o an gerçekten ihtiyacım olan buydu. Karakterim itibariyle yapabilir miyim bilmiyorum ama yavaşlamak lazım. Çok klişe ama anı yaşamak tadına varmak lazım. Biz hep dünde kalıp yarının telaşlarında kayboluyoruz. İçinde bulunduğumuz anın tadına bir türlü varamıyoruz. Hayata dair bir cümle dersen, “Yavaşla ve şartlar ne olursa olsun tadını çıkart” derim.


Bir Cevap Yazın