1 NUMARANIN HİKAYESİ

nuray-kazandı-2

1954 – 1955 İzmir Namık Kemal (İnönü) Lisesi mezunuyum.

Bizler liseye başladığımızda üç sene olan öğretim süresi dört seneye çıktı. Bir diğer değişle üçüncü sınıftan dördüncü sınıfa geçerken liseler hiç mezun vermedi. Bazı arkadaşlar sınıfı geçemedikleri için üçüncü sınıfta kaldılar, bizler dördüncü sınıfa geçtik. O yıl liseler tekrar üç yıla indi. Dolayısıyla sene sonunda üçüncü ve dördüncü sınıflar birlikte mezun oldu. Tabii ki üniversitelerin önünde büyük yığınaklar oluştu. O seneler her üniversite kendine has imtihanlar yaparak öğrenci alıyordu.

Ben küçüklüğümden beri hep tıp diyorudum. O nedenle Türkiye’de mevcut İstanbul ve Ankara üniversitelerine ön kayıt yaptırdım. Bir de Ege Üniversitesi’ne ön kayıt yaptırdım. Fakat Ege Üniversitesi’nin yasal olarak açılıp açılmayacağı belli değildi. Bu nedenle sık sık Ege Üniversitesi’ne uğrayıp bilgi alıyordum. Fakat yine de kesin bir şey belli değildi. İstanbul ve Ankara üniversiteleri imtihan günlerini ilan ettiler. Öyle ki her üniversite ayrı tarihlerde imtihan yapıyor ve aralarında birkaç günlük mesafe oluyordu ki bir üniversitede imtihana giren öğrenci diğerine de yetişip imtihana girebiliyordu. Bu durum karşısında Ege Üniversitesi’nin kati durumunu anlayabilmek için yine birgün üniversiteye gittim. Şimdiki bilgisayar bölümünün olduğu binanın yarım daire merdivenlerinden çıktım. Büyük yuvarlak hole girdim. Hiç kimse yoktu. Kısa bir müddet sonra sol taraftaki merdivenlerden aslanlar gibi, boylu poslu, lacivert elbiseler içinde bir beyefendi iniyordu. Beni görünce;

“Ne var evladım?” dedi.

Bende üniversitenin açılıp açılmayacağını sordum ve diğer üniversitelerin durumunu ifade ettim. Sağ kolu yukarıya kaldırıp eliyle,

“Gel evladım. Şimdi yukarıda Sayın Başbakan Adnan Menderes beyefendi ile görüştüm. ‘Açın’ dedi” diye gür bir sesle belirtti. Hole indi, karşıdaki bir odadan bir beyefendiye seslendi. O da çıktı, kenarda duran büyük bir masayı tutup ortaya doğru çekmek istediler. Hemen bende yardıma gittim. Üç kişi büyük ve ağır olan masayı holün tam oratasına koyduk. Sonradan öğrendiğime göre yukarıdan inen o heybetli beyefendi kurucu rektör Ord. Prof. Dr. Muhittin Erel, diğer şahıs ise İstanbul’dan gelen sekreteriymiş. Büyük bir koltuk masanın ortasına yerleştirildi ve sayın rektör oturdu. Sağ yanında ayakta sekreter durdu “Evet” deyince sayın sekreter büyük siyah kaplı bir defter, birçok evrak ve zarfları getirdi.

Benim müracaatım bulundu, hocamızın önüne kondu. Hocam kaş göz işaretiyle hafifçe sesler çıkardı. Defterin ilk sayfasının ilk satırına 1 yazısını yazıp ismimi yazmaya başladığında şunları söyledi:

“Evladım sen liseyi birincilikle bitirmişsin.”

(Benim liseyi bitirme ve olgunluk imtihanları pekiyi pekiyiydi. Ayrıca o yıl üç ve dördüncü sınıflar birlikte mezun olmuş ve ben o öğrencilerin içinde lise birincisi idim) Değerli hocam bu durumu bana ifade edip,

“Seni imtihansız olarak 1 numaraya kati kayıt yapıyorum” dedi.

Dedi de iş o zaman değişik bir yön aldı. Ben, “Aman efendim durun. Lütfen şimdi kayıt etmeyiniz. Birkaç kişi kayıt olsun, benim nasılsa kayıt hakkım var. Sonra gelirim” deyip döndüm, merdivenlerden inip o zamanlar ki tren istasyonuna doğru yürümek üzere ayrıldım. Bahçe kapısına geldiğimde o gözümde iri cüsseli görünümlü beyefendi seri bir şekilde merdivenlerden inip yanıma geldi. Sağ dirseğimi kuvvetle tuttu ve hareketin nedenini sordu, “Efendim benim lisedeki numaram da ilk sıralarda idi ve hemen her gün tahtaya kalkardım” diye durumumu ifade edince öyle bir kahkaha attı ki (o gür ses hala kulaklarımda) o günün sessiz sakin Bornovası’nda bu gür ses bütün kuşların uçmasına yol açtı. Bana dönüp bu sefer oğlum diye hitap ederek,

“Burası üniversite. Öyle lise gibi değil. Sen ne yapıyorsun? Bu bir şereftir. Yeni bir üniversitenin 1 nolu talebesi oluyorsun” dedi.

Kolumu bırakamadan tekrar merdivenleri çıktık. Kaydımı yaptık. Hayırlı olsun dileklerinde bulundu. Bende ellerine sarılıp öptüm.

Üniversitemizin kuruluşunun otuzuncu yılında üniversite lokalinin bahçesinde bir kutlama yapıldı. Toplantıda Sayın Org. Kenan Evren, cumhurbaşkanı olarak, Sayın Milli Savuma Eski Bakanı Vecdi Gönül, İzmir Valisi olarak o günkü rektörümüz Sayın Prof. Dr. Sermet Akgün hocamız, tabii ki kurucu hocamız Sayın Ord. Prof. Muhittin Erel ile birlikte çeşitli konularda sohbetler oldu. En can alıcı anı da benim 1 numaraya nasıl kayıt olduğumu anlatmasıydı. Ruhu şad olsun.

Bugünlerde başta Ege Üniversite’ne öğrenci olarak girip üniversitenin bünyesinde yetişip en üst makama gelen çok değerli hocam sayın rektörümüz Prof. Dr. Ülkü Bayındır başkanlığında kuruluşumuzun ellinci yılını çok çeşitli etkinliklerle kutladık.

Evlatlarım (1 kız; Sibel Kazandı 1985 Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu, Ege Eczacılık Fakültesi Uygulama Hastanesi’nde görev yapıyor. 2 erkek; Alican Kazandı 1986 Ege Tıp Fakültesi mezunu. Ege Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Dermatopatoloji Birimi’nde görev yapmaktadır. Prof. Dr. Mert Kazandı 1991 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunudur. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi olarak çalışmaktadır.) üçü de Ege Üniversitesi çatısı altında görevlerini canla başla devam ettiriyorlar.

Bundan daha mutlu bir hayat düşünemiyorum.

ÇOK YAŞA EGE ÜNİVERSİTESİ, COŞARAK, ÇOĞALARAK DEVAM ET.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE, NE MUTLU EGE ÜNİVERSİTELİ’YİM DİYENE.

Uzm. Dr. O. İhsan Kazandı

İç Hast. Müt.


Bir Cevap Yazın